ŞEYTAN VE VESVESE

tuba yayla • 13 Ağustos 2017
Din

                                    ŞEYTAN VE VESVESE

En büyük düşmanımızdır şeytan. Hem dünyamızı hem ahretimizi mahveden ateşten yaratılmış varlık. O yüzden düşmanımızı ne kadar iyi tanırsak ona karşı o kadar iyi savunma hazırlayabiliriz. Hele o şeytanın bize verdiği vesveseler yok mu? İnsanı delirtiyor. Şimdi ki ahir zaman gençleri hele ne çekiyorlarsa bu vesveselerden çekiyorlar.

Ne demek vesvese?

Kuruntu, tereddüt, olmayan bir şeyi var zannetmek demek. Mesela, namazda kaçıncı rekatta olduğumuzu unutmak, ya 3 temiydim 4 temiydim. 3 mü 4 mü? Olmuyor mu? Hepimize oluyor bu. neyse bu vesvese konusuna sonradan değineceğiz. Şimdi bir şeytanı tanıyalım.

1-Şeytanın kainatta yani bizim üzerimizde herhangi bir şeyi yok etme gibi bir yeteneği yok.

Yaptığı tek şey fısıldamaktır. Fısıldadığını yapıp yapmamak bize kalmış. Tabi biz yapmayanlardan olalım. Ama öyle zayıf anlarımız oluyor ki ki şeytan hep buralardan bizi yakalıyor.  İşte nasıl zamanlarda? Çok öfkeli olduğumuz zaman veya ümitsizlik kapısını çalmaya çok yakın zamanlarda bizi öyle bir oyuna getiriyor ki bu iblis biz bile şeytana uyduğumuzun farkında olmuyoruz.

Hepimiz biliriz ki 20 adamın 20 günde yaptığı bir binayı bir adam bir günde hatta saatte bir taş oynatmasıyla yıkabilir. Aynı şekilde biz ne kadar namaz da kılsak oruçta tutsak, Allah’ın yapmamızı istediği şeyleri fazlasıyla yapıp yapmamamızı istemediği şeylere yapmasak bile şeytan ufacık bir şüphe tohumunu atıverdi mi kalbimize ve aklımıza o tohumu eğer almazsak büyür büyür ve en son bir bakmışız ki imansızın teki olmuşuz çıkmışız,Allah korusun!

2-Şeytanın bizi kötü yola sevk etmek istediğini biliyoruz ama biz şeytanın vesilesiyle cennet yoluna gidebiliriz.

Nasıl olur şeytanın vesilesiyle cennet yoluna gitmek?

Bir duygunun oluşması için bir hareket gerek değil mi? ağlamak için duygusal bir film belki de ya da yaşadığımız bir üzücü olay. Kendi kendimize istedik diye ağlamayız. İşte şeytanın aslında bize yaptığı budur. Biz sadece farkında olmuyoruz o kadar.

Allah’a olan ihtiyacımızı, ondan başka çalacak kapımızın olmayışını idrak edebilmek için bir muamele gerek. Ve bu muameledeki ilerleme, mücadele ile olur.

Mesela ygs lys öğrencileri.  Geçen dönemlerine göre daha fazla çalışırlar. Neden? Bu sınavın önemli olduğunu bilirler. Her denemede biraz daha arttırırlar netleri. Çünkü öğrendikleri bilgiler git gide artar. Yani sınavlarla, bilgilerle, sorularla mücadele ederler ve böylelikle çalıştıkları kadar alırlar puanlarını.

İşte buna benzer bizim şeytan ile olan ilişkimiz. Bizim mücadelemiz kötü şeylerin varlığı ile olur. Zaten kötü varlıklar olmazsa biz melekler gibi sabit makamlarda olurduk ve insanlar arasında Allah katında bir sınıfımız da olmayacaktı. Bir şerrin defi için bin hayrı terk etmek de hikmet ve adalete zıttır. Peki bu mücadelede ki silahımız ne olacak?

İlim olacak, bilgi olacak.

Allah’ın bize gönderdiği Kuranı Kerim ve peygamberimizin sünnetleri olacak.

Gençlerden tutun en yaşlı insanımıza kadar hepimizin Allah’ın kelamını okumamız, idrak etmemiz ve uygulamamız gerekiyor. İdrak edilmeyen bilgi boşu boşuna öğrenilmiş bilgidir.

Gerçi bunun farkında olmadan şeytana uyup çoğu insan dalalete giderler. Allah katında önemli olmak ve değer sahibi olmak, yaptığımız işlere bakar, dış görünüşe bakmaz bile. Şunun kolu yok işte bunun şurası eksik demez Allah. Benim yolumda neler feda etmiş ona bakar. Nasıl ki bir adama bir eline 10 diğer eline 100 tane tohum verip onları ona ekmesini söylesek. Ve o adam onları ekip bir güzel baksa. Ama sadece 10 tane ağacı bereketli olsa diğer 100 tanesi kurusa, meyve vermese. O 100 tane ağacın tüm vereceği meyveyi 10 tane ağaç verdiğinden 100 tane ağacın bir ehemmiyeti kalmaz.

Hani bize şeytan diyor ya günahın çok Allah seni affetmez diye. Çok önemli bir not düşelim aklımıza. Allah her zaman u dönüşleri sever. Sen 1000 kere tövbe etsen 1000 kerede tövbeni de bozsan Allah seni her zaman affetmeye hazırdır. Yani şu yaşımıza kadar namaz kılmadık Allah’ı bilmedik şimdi öğrendik ve tövbe ettik. İşte Allah bu yaşımıza kadar olan bütün günahlarımızı affeder. Gördünüz mü? 30 40 yıl olan günahlar sadece bir Allah dememizle temizlendi. İşte az önce verdiğim örnekte bunu anlatıyor.

Yani biz her şeytan ile mücadelemizde Allah bizi katında şereflendiriyor, nurlandırıyor.

Önceki sohbetim de dediğim gibi. şeytan görevini yapıyor diye biz görevimizden geri mi kalalım? Bizde elbette onun yollarını kesip iblise izin vermeyeceğiz. Bir kandıracak yol mu buldu bize biz o yolu taşlar ile kapatacağız, başka yol açtı dua ile kapatacağız, başka yol açtı sohbet ile kapatacağız. İzin vermeyeceğiz şeytana.

Vesvese peki?

Şeytanın en büyük vesveselerinden birisi insanın iradesine şüphe düşürmektir. Şöyle ki; hayal ettiğimiz çirkin şeylerin bizi dinden çıkarttığına ya da küfür yolunda olup Allah’ın bizi affetmeyeceğini düşünürüz. Namazlarda gelen düşünceler ve görüntüler mesela. Tam namaza odaklanmışız, içimiz huzurla dolacak tak şeytan aklımıza getiriyor pis düşünceleri veya şüpheleri. İnsan da diyor ki; ya ben nasıl bir insanım? Allah’ın huzurunda düşünülecek şeyler mi bunlar? Böyle namaz kılınmaz diyerek namazı terk ediyorlar. İşte bunları düşündüren şeytandır.

 Ama ilk önce bu örnekleri incelemeden önce bize şeytan o vesveseyi nasıl atıyor ona bakalım. Şeytan ilk önce ö vesveseyi yani şüpheyi kalbe atar. Eğer kalp kabul etmezse şüpheden küfre dönüşür. O küfür vücut alır çirkin hayale dönüşür. Kalp bunları görünce eyvah der, kişiyi ümitsizliğe düşürür. Vesveseli kişi zanneder ki kalbi Rabbine karşı edepsizlikte bulunuyor. Müthiş bir azap duyar ve  bundan kurtulmak için huzurdan kaçar, gaflete düşer.

Bu halin ilacı şudur ki;

İlk önce sakin olmamız mantıklı düşünmemiz gerekiyor. Hayalimize gelen resimler veya düşünceler küfür değil, sadece bir hayaldir. Hayalde ki küfür küfür olmadığı gibi hayaldeki şüphe şüphe değildir. Yani örnek verelim; ben aklımdan en yakın arkadaşımı öldürdüm ve gittim polise ben arkadaşımı öldürdüm desem. Polis bana inanmaz değil mi? inanmayı bırak hemen Bakırköy devlet hastanesine yatırır. Mantıksızca yani.  Yani mantıkça düşündüğümüzde hayal, hüküm değildir. Ama o hayal ve şüphe dilimize düştü mü işte o zaman hükümdür yani tehlikelidir.  Hem bununla beraber, o çirkin görüntüler ve sözler kalbimizden gelmiyor. Bizim kalbimiz onlardan uzak sadece Allah için çalışan bir kalp. Kalbe yakın yer var. Şeytanın yeri.  Lümme-i şeytaniye deniyor buraya. İşte şeytan bize buradan vesvese veriyor. Vesvesenin zararı ise onu zarar zannetmek. Yani şeytanın vesvesesini kendinden zanneder zarara düşeriz. Zaten şeytanın istediği de budur. Yani biz ehemmiyet verdikçe o vesvese şişer, vermezsek söner. Önem vermeyeceğiz o görüntülere. Bir söz vardır.

“hırsız boş eve girmediği gibi şeytan da boş insana girmez.”

Şeytan ve nefis aynı yönde yani kötülük için çalıştıkları için onları deve kuşuna benzetebiliriz aslında.

Deve kuşuna demişler”Kanatların var,uç!” o da kanatlarını kısıp “ben deveyim” demiş,uçmamış. Fakat avcının tuzağına düşmüş. Bu sefer avcı beni görmesin diye kafasını kuma gömmüş. Halbuki koca gövdesini dışarıda bırakmış, avcıya hedef olmuş. Sonra ona demişler:Madem deveyim diyorsun,yük götür!” o zaman kanatlarını açmış “ben kuşum” demiş. Yük zahmetinden kurtulmuş. Fakat korumasız bir şekilde yine avcıların hedefi olmuş.

Aynı şekilde küfre giren bir kişide böyledir. O vesveseler kulak verip huzuru terk eden kişide aynı deve kuşu gibidir.

Şöyle ki; küfre girmiş bir adama 10 yıl sonra öleceğini söylesek ve hatta göstersek. O adam 10 yıl geçene kadar kazayı defalarca hayalinde yaşar ve hayatından zevk almaz. Ve o adam bir hisle der ki; “ ölüm var ama devamında sonsuz hayat var.” Der veya kendini daha çok gaflet havuzuna sokar ve o havuzda ölümü düşünmez. Adamın aklına ölüm geldiğinde ahirete ve ölümden sonraki yaşama sımsıkı tutunur. Birisi gelip “madem ahirete inanıyorsun, müslümanım diyorsun Allah’ın dediklerini yapmalısın” der ise işte o adam küfür yoluyla belki ahret, sonsuz yaşam yok!” der ve dinin vermiş olduğu sorumluklardan kaçar.

Bu yüzden kuranı kerimde Allah sürekli bizi inkarcılara karşı uyarıyor. Onlar deve kuşu gibidirler. Kendi hayatları neye uyarsa kendi dinlerini ona göre değiştirirler. Ne yapacakları belli olmaz yani.

Onları tanımak için yine ve yine okumamız gerekli. Çok okumamız gerekli.

Şeytanın bir diğer vesvesesi ise iblisin yolundan gittiğini inkar ettiriyor insana.

Ölümü ele alalım.

Her ölümün bir sebebi vardır. Ama insan bunu düşünmez Allah aldı canını derler. Şikayet ederler ve hatta küfre girerler Allah’ın rahmetini kaybederler. Sonradan insan düşünse dahi benim hislerim doğru, şikayetim tam yerinde oldu diyerek şeytanın sözlerini kendileri demiş gibi olurlar. Yani aslında demek istediği ben şeytana uymuyorum sadece Allah’ın yaptığını söyledim der. Aslında büyük bir küfrün içinde olduğunun farkında olmaz.

(Sûre-i Hac, Ayet 53)

            Meal'i: (Şeytanın bu vesvesesine müsaade verilmesi ise) şeytanın atıverdiği şeyin kalplerinde maraz olan kimselere ve yürekleri katı olanlara bir imtihan kılınması içindir. Ve şüphe yok ki, zalimler bir uzak ayrılık içindedirler.

Beyazıt-ı Bestami hazretlerinin bir olayı var başına gelen.

Büyük bir alim olan Bestam-i hazretleri yola çıkmış, yıldızları rehber tutmuş, çölleri aşmış, varmış mekkeye. Tavafını etmiş, hac görevini bitirmiş. Kabenin avlusundan çıkarmış ki, bir de baksın Kabenin kapısında iblis. Kapıya yaslanmış, kolunda bileğinden dirseğine kadar at yularları. Tabi bu alim tanımış hemen. Alimler yani Allah dostları tanır hemen şeytanı. Bestami hazretleri de tanıyıvermiş tabi hemen. Şaşırmış bu iblisin kabenin  kapısında ne işi vardır diye düşünmüş. Demiş “sen ne ararsın burada?” şeytanda dirseğine kadar sıra sıra yularları göstermiş.

“Benimkiler içerde tavaf ederler. Bitirmelerini beklerim. Sonra vurup yularları binip sırtlarına gideceğim.” Demiş. Bunun üzerine bestami hazretleri şöyle bakmış şeytana.

“Bende var mıyım beklediklerinin arasında?” demiş. İbliste ona bakmış şöyle bir alaya alır gibi gülüvermiş. Derken eğilivermiş kulağına.

“Sana yularsız da binerim.” Demiş.

Bir süre geçmiş.

Beyazıt-ı bestami memleketine dönmek için mekkeden ayrılmış. Yola çıkmış, çölleri aşmış derken bir dere kenarına gelmiş. Bestami hazretleri sıvamış paçalarını tam dereyi geçecek, bir de bakmış ki derenin kenarında bir ağacın altında, gözlerin kör, ihtiyar, ak sakallı bir dede oturur. Varmış yanında hal hatır sormuş. İhtiyar “ gözlerim görmez oğul, hacdan dönerim, ben bu suyu geçemem.” Demiş. Bestami hazretleri üzülmüş bu ak sakallı aciz dedeye . hemen almış sırtına ve dereye girmiş. Su biraz kabarmış bata çıka derenin karşısına geçerken. Tam ortasına gelmişler ki ihtiyar kulağına eğilivermiş bestami hazretlerinin.

“Ben sana yularsız da binerim demedim mi?” demiş.

Buradan anlıyoruz ki şeytan her yerde. Şeytanı arar isen tekkede ara mekkede ara. Bana ulaşmaz diye de kibirlenme! Yularsız biniverirler işte böyle. İstersek en büyük Allah dostlarından olalım. Mesele mekan olarak değil, tekkede mekkede insanın içi olduğunu bilmek.

Ne yerlere ne göklere sığdım, mü’min kulumun kalbime sığdım.

Nedir bunun manası?

Ne arar isek tekkede mekkede arama, dön içinde ara!